10 Kasım 2009

tttttss.

-calismam gereken sinav,yapmam gereken sunum,3 gün icinde bitirmem gereken kitap,yakin zamanda yapilmasi gereken bir basvurum varken,ben ne yapiyorum biliyor musun; deli gibi yeni cikacak dergi icin ebis cübüs seyler yaziyor,imgeleme yapcam diye her satirin anasini aglatiyorum. resmen "rahat birak beni" diye agliyor klavye,bildigin gibi degil. hayir,ise yarasa deger de..iste..



-yeni cikacak olan dergi kocaeli'nde edebiyat okuyan arkadasa ait.. sen de yazar misin dedi,olur dedim. pek is görmez benimkiler ama baksinlar. begenirlerse okusunlar,begenmezlerse "biz sizi arariz" desinler. ya da hic ugrasmadan "ne bu allesen,olmaz bu"diyip reddi ceksinler.

-"kurul karari" da nasil agiz dolduruyor yalniz. böyle kodomanlar canlaniyor insanin gözünde. ama canlanan sey gercekle uyusmayinca cok fecii oluyor insan. oluyor böyle seyler bende.

-the do-on my shoulders sarkisinda "ttttss" diyecegi zamani nasi kolluyorum bilemessin. bi de bir sürü versiyonu var,hepsi de ayri güzel. tüm gün dinlesem,gik demem. ama üc gün sonra dersem,cok yazik etmis olurum bence.

-muz suyu iciyorum bu günlerde. acayip güzel bi tadi var. bildigin muz evet,ama ne bileyim,muz suyu icince sanki daha bi baska oluyor..



-ben zaten muzlu dondurmayi da severim.

-simdi buralarda "weinachten" zamani. bildigin yilbasi. ama bunlar tabii 3 ay evvelden kutlamaya basliyorlar. alakayi cözemedim,sorma onlar da bilmiyor zaten.. yalniz yilbasina gelene kadar ha babam karnaval var. karnaval diyince renklenmesin dünyan;öyle brezilya vari degil. simdi kafanda bir hans ciz. alman tabii ki,sari,ayimsi bir sey hafiften. bir de bunun eline bira koy tabii. onsuz olmaz. ardindan bundan farkli renklerde bin küsüratli adam olustur kafanda. ayni sekilde helga'lar düsün. sonra tüm bu kisilerin tani tanima,sirf ordasin diye seni öptügünü hayal et. böyle bi hans,acmis kollarini sana dogru geliyor. simdi sorarim,nasil bi karnaval anlayisidir bu? her yerde böyle degil tabii ama,ben kendi gözlerimle gördüm abicim,hic laga luga dinlemem. yok yahu televizyondan,kimse öpmedi beni cok sükür :)



-aslinda bi üstte diyecektim ki,bu weinachten zamanlari,buralara sabit büfeler falan koyarlar. sabit durur onlar orda bu süre zarfinda. hic kalkmaz. bunlarin en yaygini sicak saraptir. ben icmem efenim,o sebeble bilmem nasi bisi. kokusu cok pis carpiyor beni. vallahi migdemi bulandiriyor.neyse,digeri waffle dedigimiz olay ki,bunun kokusunu da pek begendigim söylenemez. ama idare eder.sonraa sonra.. benim yemelere kiyamadigim,yerken kendimden gectigim,manevi cennetimi yasatan olay;mutzen. o nasil bir pamuk'umsu,tatli hafiif bir seydir yavv.. hergün sirf onun icin taa carsinin icine kadar yürüyorum. hic gocunmadan. aslinda bizim pisilere cok benziyor ama daha hafif. bildigin hamur,yagda kizarior,sonra üstüne pudra sekeri. enfes bisi. yemedim deme bence,imkanin olursa.


-yeri geliyor,anlatmak istedigim seyi kafamda kurup kurup birakiyorum. ama öyle hemen sak diye degil,önce kendime güzel bir iskence cektiriyorum. dilime kadar getirip,icime geri saliyorum. o sira icimde kiminle savastigimi bilmiyorum ama,konu degisir ve benim söyleyecegim sey icimde kalirsa seviniyor,agzim acillip dillendikten sonra ise,ah bee,scheiße! diyip debeleniyorum.


-evet scheiße diyorum. ve hicbir kelimeden bunu söyledigim kadar haz almiyorum. böyle bastira bastira,icimin yaglari eriyor.



-resmen almanci oldum.


-beni arayip sormasini coook cok istediklerim,ama yüz vermeyenler,beni bi müddet sonr arayip da,aslinda hep aramak istediklerini söylediklerinde veya sürekli benimle irtibatta kaldiklarinda,acayip bir sekilde onlardan soguyorum. nedense bi ulasilamazlik,yani "hayranlik" duyduklarima cok da güzel hava bastigim oluyor sonralri. "sevgi" dedigimiz olayda buna ihtiyac yok tabii. ama platonik zamanlarda da insan hayran oldugu kisi tarafindan sürekli görünmek farkedilmek istemiyor mu? bal gibi istiyor. iste ben o evrede,yani o farkedilen kisimda,ya da sonrasinda,muhabbet rayina oturduktan sonra yani,nedense dönüp arkami gidesim geliyor. sonra ne kadar da karmasik fakat aslinda cok da alisik bir ifade süzülüyor "öyle abarttigim kadar da cok sey degilmis yahu"

-bazen elimin körünü istedigimin farkina variyorum.


-bir iliskilde merak denilen temel icgüdü _ya da adini sen koy_'nün varligindan söz edilmiyorsa,taraflarin acilen askidan montunu alip gitmesi gerekir.

-ben bazen otobüste insanlarin kafasindan gecen cümleleri tahmin etmeye calisiyorum. bir kresinde pulat'la düblaj yapmistk karsimizda höbölöböl diye konusan iki insandan.. acayip eglenmistim. bi de mesela,yanimda biri yürüyor ise,istikamet de ayni olursa,ben istemsiz bir yaris haline giriyorum. kosmak yasak,kosar adimlar olabilir. eger yenilirsem,kendimi cezalandirmiyorum ama kazanirsam,nasil mutlu oluyorum anlatamam. sonra bi de farkediliyor mu
diye ara ara bakiyorum. simdi böyle anlatinca cok mal oldu ama,ben yasarken böyle olmuyor.


-how i met your mother,anlayana iliski icin toplumsal mesajlar veriyor. nasil da üstü kapali yapiyor ama cakal..



-Why would I carry such a weight on my shoulders ?
Why do I always help you carry your boulders ?
You wonder why I carry such a weight on my shoulders
And why would I tttts such a load





ttttss.




09 Kasım 2009

simsekten dösek





dolunay gerdanindan öpünce geceyi,

hoyratlasti bulutlar.

tam da eleni'nin kucagina düstü simsek.

sirilsiklam iki asik,asmali bahce'nin avlusunda,

ellerinde siirlerle sairleri kovalarken,

gök yarilacak sandiginda

bunun bir kabus olmasini diledi kadin.

dilek agcinda sallanan caputlarin,

beyazli olanlarina yapisan camurlar,

rüzgarda dans edercesine döndükce

bayraklarin birbirine carpmasiyla agaclari

hizaya ceken firtina,

bir su iki asigin boynunu büktürümedegine yaniyordu.

birbirlerine kenetlenmis,

bir sevda masali'nin kulaklarini tikarken adam,

bu gürültüden arda kalacaklari hayal ediyordu.

bir avuc karkagasa,

sorunu cözecek bir düzen beklentisi,

canini yaksa da

tüm benligiyle haykirmak istiyordu simdi.

bir gökyüzü kaprisinin krizine sahit tutulan kadin,

carpilan yüreginde ismi gecen adamin,

korku dolu yüzünü öpünce,

daha da hoyratlasti bulutlar.

arsizca yagan yagmurlar,

yalnizca asfaltta iz birakiyordu.

yere düsen yagmur damlalari camura karisip,

sehrin kör kuyularinda ya heba oluyor,

ya da zemin kattaki evleri heba ediyordu.

sirilsiklam olan iki asik,

baslarini birbirlerine yaslayarak,

bu huzursuz gürültüde nasil olduysa uyumayi basardilar.

ne kadar nazliysa gece,

o kadar tatminsizdi dolunay.

tam da gerdanindan öperken,

eleni'nin kucagina düsen simsek,

kirmiziya boyadi caputlari..



simdi kaldirimda,

arda kalan

yarali bir kus gibi cirpinan;

eleni.


gerisi yok.

baska hicbir sey yok.

gerisi,

firtina sonrasinda
gönüllerin

harabeti.


*fotograf:www.fotokritik.com/umayumay

30 Ekim 2009

Telvenin kaderi yorulmaksa,o ne yapsin yani..

baktigimi görürüm simdi Allah icin. bakarsam yani,garanti görmüsümdür. uzak- yakin,gözlük kullanmiyorum demek istedigim. ama simdi anlatacaklarimin görme bozukluklariyla bi ilgisi yok,cünkü kahve fali icin herhangi bir engel gerekmiyor.
kalbi temiz olan görüyormus;ben de harbi mi,diye meraklar icerisinde,kuzenimin telvesini fallamaya baslamistim. artik o zamanlar "kalbi temiz" olayini nasil algilamissam "burda bi kabin var,kiyafet kabini,degistiriyoruz ya hani böyle" sözümü yormustum fincana ilk baktigimda. pes dediler bana. sonra bircok kez hayvan alemini andim,dinazorlari bile yad ettim,develeri uzun yollara yordum kimi kimi catallar cikti ben yürek dedim onlara,gönlün catallanmis,kenidini cok hirpaliyorsun..gibi cümleler sarf ettim yani.. sonrasinda tabii kuzenim cok güldü benim bu fallarima,senin kaderin tirt,ben napayim lafima da bozulmustu ama iki gün sonra zirziran arayip "büsra falin cikti,bugün alisveris yaptim,kabinde kiyafet degistirirken aklima senin dedigin geldi,ciktii resmeen" diyince ben de kahkahalarimi koyvermistim. bakkala gider gibi alisverise giden bir insana söylemis oldugum yani zaten bildigim bir seyin cikmis olmasi benim kalbimi gercekten de cok pis kiliyordu bence. o zamanlar ortaokuldaydim henüz. ama kuzenimle aramda olan yas farkini cok süper kapatabiliyordum bu sekilde. ben bir kalp görüyorum,dememle ortaya seriliyordu tüm sirlar. hosuma gitmeye baslamisti bir de; kalp gördün mü ask, balik=kismet, horoz=vakit, kartal=haber gibi seyleri mütemadiyen görmeye basladim. bir süre öyle idare ettim. baktim kuzen,büsra hep ayni seyler beya diyor,biraz stilimi degistirdim. benim cok fazla bir sey anlatmama kalmiyordu zaten. aa bak burda bir olay var,bi kiz senin arkandan mi konusuyor ne!? dedigimde hemen ihtimaller geliyordu ve ben o sekilde tanimadiklarima bile bakabilliyordum artik.. ama bakiyordum olay kritik,ama bu kiz köpek gibi pisman diyerek olayi kurtarma cabalarim da oluyordu tabii..
agbimin zorlu bir dönemi olmustu. kendisi kabuguna cekilip kisilerle arasina duvarlar ören biri oldugundan,bi derdi oldugundan gereginden fazla sessiz olur. baktim olcak gibi degil dedim büsra,kafani calistir kizim. yoksa ömürbillah ögrenemeyeceksin nelerin oldugunu. sonra kafamda tabii hemen simsekler cakti böyle,nal gibi havai fisekler "kahve fali"yazdi zihnime,renkli renkli. sonra hemen davrandim "hadi kalk la,otur otur cürüyecegiz,bi kahve icelim." mirin kirin etti,sen yap evde icelim dedi,ay valla ugrasamam,hem bi sahil havasi aliriz sözlerini yiynce ne kadar gereksiz bir cabayla itiraz ettigini anladi sonunda. neyse..sonra gittik,kahvelerimizi söyledik,kapattik. o isin dalgasinda olsun,ben kafamda coktan kararlastirmistim bile ne diyecegimi;
-aa agbi,inanamiyorum yaa,hemen aninda gidecegin bi yer var burda,cok acil ama. biriyle bulusuyorsun,gitme amacin o zaten,yalniz bu kisi eskiden tanidigin biri,böyle eskilerden ama,yani eskiden beri tanisiksiniz anla iste.yalniz bi kiz demem zor,yok yok degil baksana saclari kisa(burda bardagi ona dogru gösterip parmagimla isaret ediyorum,görmek istiyor tabii hani bakayim hani nerde diye meraklanaraktan) surda ama sen göremezsin,eziksin ehhehe..
gülüyoruz.. sonra agbim biraz cenesini kasiyor.bi sigara daha yakiyor,o zamanlar incir'de de rahat rahat sigara icebildigi zamanlar tabii. kafasini denize ceviriyor " semihlerle evleri ayirdigimizdan beri..." hic bu kadar cabuk olabilecegini düsünmemistim ama,zafer kazanmiscasina umutlaniyor ve onu dinlemeye koyuluyorum. bir yandan da fincani döndürmeye devam ederek,daha neler söyleyecegimi düsünüyorum tabii. ben,onun anlattiklarini ve daha öncelerini bildigim kadariyla sentez yapip,gördügüm kahverengilikleri yoruyorum,o cidden görüdügümü saniyor.
tipki,makedonyali bi arkadasin yalvar ve yakarlarina ragmen baktigim falda,ara ara "inanamiyoruumm"naralari atmasi gibi. baktigimi görürüm demistim. gördüm ki kizin sevgili yok,siniftaki polonyali hafif buna kaymakta,gördüm ki kizkardesine cok düskün,aramadi diye hayiflaniyor falan..hepsini sentez ettim,söyledim. o da harbiden bir seyler bildigimi saniyor..
hee bi de bazen gizemli olayim diye,"yaa bu cok karmasik,cin fali gibi,bu benim isim degil"falan diyip birakmaya meyillensem de,hic birakmiyorum. insanlarin hayatlarini cok merak ettigimden degil,ama onlarin geleceklerini böylesi merak etmeleri beni sasirtiyor. bir de hakikaten kahve faliyla ilahi bir isaret mi aliyor zannediyorlar ne,daha bi ciddiye aliniyorum. her zaman söyledigim seyleri,tavsiyeleri falan,falda duyunca "himmm" moduna giriyorlar. normalde de "büsra simdi noolcak" diye aglaya aglaya kosan kisilerin,sorusuna cevaben ortaya sacilmis nüktelerimin hepsinin askida kalmasi beni derbeder ediyor.ama aynilarini süsleyip püsleyip,bi fincana sigdirdim mi,hemen uygulmaya koyuveriyorlar. her türlü kisiye fal bakmisligim oldu.(nasi önemli bisi sandim yalniz kendimi) her türlü dememden kasit,her seviyeden. ama normalde bu isi ciddiye almayan kisilerin sayisi cok daha fazla,öyle de bir sey var mesela.
bana gözlerini dikip "bi kahve yapin,bu kizin falina bakacagim" diyen kadini reddettmemi,orda bulanan herkes aptallik olarak degerlendirmisti. oysa harbi kadindan tirsmistim,görüyor olabileceginden cok,söyleyeceklerinden. söyleyeceklerinden de degil de,sonrasindan. yani yine gelecekten. sonunu bilmedigi seylerden korkar insan evet,ama bildigi seylerden de korkar. cünkü mütemadiyen sasirtma yetisine sahip olan hayat,kahve falina sigmayacak kadar manyak bir sey.bunu biliyorum.
benimki tamamen psikolojik bir yaklasim. biraz hayal gücü olan her türlü kimsenin gayet rahat götürebilecegi bir is. biraz da cene lazim tabii,kisa cümlelerden hoslanmiyor telve dinleyicileri.

27 Ekim 2009

bilinc akisi.

Nazan öncel’e sarildim,depresifligin dibine vuruyorum. Ne politika kaldi sövmedigim,ne sehir kaldi terketmedigim,ne de bir adam,kal demedigim.. sayesinde gitmek ve ölmek arasinda tercih yapmak zorunda birakiyorum müvekkilimi. Savunmasi da ne kadar tirt. Halbu ki hicbir sucu yok,cezaya hic ellesmek itemiyorum,allah biliyor ya..ama madem ses etmiyor,sorun yok demektir. Öyle mi demektir? Ah aramizdan nal gibi yalanlar geciyor,üstünü ekoseli sofra bezleriyle örtmeye cabaliyoruz ya,ne kadar amacsiz..simdi bunun sirasi degil..diyecegim ki,gülmeye ara verdigim zamanlarda „bir pesimistin gözyaslari“ diye baslik atasim geliyor oraya buraya. Bir sarkiydi bu,arkamizdan atlilarin kovaladigini aceleci cümleleriyle belirtmek isteyenlerin söyledigi hem de.ama karistiriyor da olabilirim. Ne fark eder simdi,söylenmemis olsaydi altina imzami atarim diyecektim. Eve dönerken otobüste cama dogru bükülüyor boynum. Seritlerin sayisiyla,camin basimda biraktigi titresimin zamanlamasi es deger. Ama zaten basim agriyor. Cünkü cok konusuyor,ve kendimi balik gibi hissetmekten baska bir sey kalmiyor bana. Ama zaten baliklar her seyi bildiklerinden dolayi düsünemezlerdi. O zaman ben kendimi o anlarda cok fecii hissediyorum. Ben harici her sey olma yetisine sahip de olabilirim ama o da degil. Bu cok tehlikeli. Bir de tam bu mayinli yollarda yürümeye calisirken ayagima evvelden konmus yükleri farkediyorum. Simdiye kadar nerdeydin diye kendime sorma hakkina sahip olan tek kisi benim. O yükler benim ayagima konurken kimse herhangi bir sey demedi cünkü. Dilimde tüy bitecek ama bu kelimelerin okunuslari hep böyle yarim kalacak. Hep bir yerde hata yapacagim belki hic adam gibi anlayamayacagim ve belki su kadinin kafasinda paralayamayacagim diplomami.. ama nasil isterdim.. imkansizligin anlami degissin bugünden sonra tamam bak,o zaman iste ben gercekten cok baska olacagim,cidden. Eve gelmek istemiyisimden mi bu kendime zirt pirt gidecek bir yerler bulmam,yoksa hakikaten darallarin bastigindan mi bilmiyorum ama,ancak o zamanlarda nefes alabiliyorum. Kimselere güvenememenin de bir bedeli var,ve ben bunu i,yalnizligimla ödüyorum. Hic dertlenmiyorum,inan. Ama beni benimle birakmak cok tehlikeli. Bu kelimeyi ikinci kez kullanmam da cok etkileyici. Peh.. göz daginin heybetinden eriyecek suanda her sey,aman dikkat. Kendimden baska birilerine de zararim olsaydi sayet,o zamanlar cok daha farkli olurdu.. tahammül etmek mi,istemek mi? Yalin ayak vardigim tarlada en masum sarkilarimin kirletilip ve tüketip atildigini gördükten sonra tom waits caliniyor kulaklarima. O anda sanki birkac “Wirstcutters” yolunu sasirmis ve bana en yakin yerden nasil gülme diyarlarina varabileceklerini soruyorlar. Arabanin ezgoz borusundan duyuluyor sanki through the rood and underground sarkisi. bakiyorlar yüzüme tarif edeyim diye. Hayat damarlarini bir kez kopartan bu bilek kesicilerin pismanligini gözlerinden okumak da ne kadar degisik bir duygu. Bunun bir tanimlamasi yok. En masum sarkim,en altta kalmis. Ve en cok kir tutan o olmus,islevsiz artik resmen. Ayaklarima kiriklari batiyor bir tanesinin.. allah’tan cok fazla diretmiyorum burda kalmak icin. Bazen kisi kendi suyuna gitmeli,damarina bir kez basildi mi,kendini bile görmüyor gözünü cünkü. Aha,en iyi kanitlarim bu bilekkesenler. Dudaklari öyle bükük ki,onlari bir daha kaldirabilmenin mümkünati olmaz,imkansiz diye düsünüyorum. Ama basariyorlar. Neyse ne,bugünlerden ben zaten hep haksiz cikiyorum. Beraber dönüyoruz yine,ayagima batan cami cikartayim diye ugrasirken düsüyorum ve sebebi oluyorum gülmelerinin. Özür diliyorlar,baska türlü olsa bu sekilde tepk vermeyeceklerini ama cok özlediklerini anlatiyorlar falan.. ben de “sorun degil” diyip gecistiriyorum. Ayagimi sarmaya gittigimde bandajlardan nefret ettigimi hatirliyorum. Oksijenli su kesinlikle suya bir hakaret. Varsin kanasin,zaten ben bugünlerde hep yaniliyorum. Yerin dibini bilmem,oraya kadar varmadim. Varmis da olabilirim ama. Bandajlari sevmememin nedeni,hicbir seyi tam olarak halledemediklerinden. Zaten zaman sayesinde geciyor ki her sey,onlar da bundan cikar sagliyorlar iste. Riyakarliktan nefret ettigimi söylemis miydim? Neyse zaten sezar da sentetikmis.

14 Ekim 2009

günler bildigin geciyor iste.

araliktaki kafam kadar agir sinava kendimi daha iyi hazirlamak icin,on haftayi bitirme kurlarina baslamis bulunmaktayim efendim. degisiklik olsun diye kampüste barinan kisma gectim. makina mühendisleriyle kardes kardes sey ediyoruz. onlar makina biz ise almanca.. buraya uygun bir fiil koyasim yok,o yüzden varsin eksik kalsin.. bu hoca 5 gün üst üste geliyor. ondan baska kimsemiz yok. sasirtici bir sekilde 10 kisiyiz ve ayni sasirticilik türklerin 3 kisiden ibaret olusuna da dahil. dersi veren hocanin hitlerin sona kalmis torunlarindan olabilir. o kana sahip cünkü var onda öyle bir hava. bana "burasi olimpiyat degil buusrra,hizli degil dogru yapmak zorundasin!" diye bir uyarida bulundu sagolsun. canim cikiyor,bilmiyorsun. bu kadinin dersinde mort olmayayim diye resmen tüm kelimelerin esanlamlarini bulma cabalarindayim. sak diye bunun es anlami nee diye sorgu sual yagmuruna tutabiliyor cünkü. bi de,öyle sessiz ki sinif,karnim acken ses cikartcak da duyulcak diye strese giriyorum resmen. o kadar sesiz ders isliyoruz yani.

dün felsefe dersine girdim. rahat 100 kisilik bir anfiydi..resmen ayakta bekleyen,ders dinleyen ögrencilere taniklik etti bu gözler. rahat 50 kisi de ayaktaydi yani. sonra ben o 50 kisinin hepsinin benim yüzümden ayakta kaldigini düsündüm. cünkü öyle gecerken ugramis bir bünye olarak,o kisilerin yerini kapmistim ama hemen ardindan amaan banane erken gelselermis diyiverdim. Konumuz "etik'e giris"ti. baya bisiler yazdik falan. profesör amerikanmis,adamin kulaginda küpe vardi. ilk o dikkatimi cekti. sonra spor gömleginin ilk dügmesi acikti,kravat neyin yoktu tabii ki. pantolonu desen lacivert kot.. sokakta görsen hayatta demessin bu adam da profesör essen universitesinde hem de,diye.
sonra sordu "etik nedir?" diye.baktim kimse cevap veremiyor,ben söz hakki istedim basladim anlatmaya. verdigim cevaplara sinifi alkislatti falan. olmadi tabii ki böyle bir sey. teorik etiktek daldi olaya. moral dedi,biseyler falan daha anlatti. bir kac ukala lafa atladi,güldüler kendi aralarinda falan.ben muhattap olmadim tabii. ne olcam,anlamadim ki. ne pis hissettim kendimi ama he. zor isler bunlar. öyle göründügü gibi ya da duyuldugu gibi degil yani. Zavalli Min.. yapilacak bir sey yok tabii. ben ufaktan böyle sizmaya baslayacagim derslere. yoksa var ya,degil 6 sömester,12 sömester okusam...buraya da bi fiil koymak istemedim bak birden. bugün onlara karsi bi seyim var.yorgunum ama,kafam da kazan gibi.

uyku.pes.

12 Ekim 2009

damdan düsen teklif.

bir evvelki yazinin evvelinde bir adamin cazip bir teklifte bulundugunu söyleyip bunun hakkinda derin detay verecegimi yazmistim. simdi az sonra okuyacaklarin bu konuyla ilgili bilgiler icerek,istersen ayrilma derim,dedim.
arkadasa yemege gitmekte oldugumu da söylemistim ama bence tekrar yazmakta fayda var. bir de kavunicinin bir ton koyusu pantolonum.. her seyin baslangicina sebeb olan bu pantolonmus gibi dursa da,ben kulaklarimdan fiskiran muzigi duymus olmasina da bagliyorum.
her zamanki gibi son dakikada yetismis oldugum otobüs arka taraflarinda bir yere oturdum. kiyafetlerimde herhangi bir uyumun varligindan söz edilemez,cünkü tek renge büründügüm cok nadir görülür. tek renge büründügüm zaman mutlaka bir haller olmustur bana ve mutlaka bastan assa siyah kokuyorumdur. ama cok nadir.. neyse ki böyle bir gün tasimiyordum üstümde. altimda turuncu ve kavunicinin arasina sikisip kalmis pantolonum,üstümde kirmizi,bordo,koyu yesil,koyu mavi gibi renklerin barinmasina ragmen,ilk basta mor ve gri capraz cizgilerinin göze carptigi bir tunik,onun üstünde deri ceket,altinda da yine yamali gibi görünen grinin renklerin barindigi bi cift ayakkabi.
böyle anlatinca cingene gibi sekillenmis olabilirim kafanda. ama belki de o sebeble o adam benim yanima oturdu ve "bu renk bir pantolon giydigine göre hala umudun var demektir" dedi.ilk söyleyisinde anlamadim,kulaklarim doluydu..tekrarlattim,gülümseyerek yine söyledi sagolsun. sasirdim tabii. ben bi de sasirinca hemen gülümserim. gülümsemekte hic gecikmedim. orali olmak da istemedim acikcasi. konusasim yoktu o gün pek zaten. adamin birbirine karismis saci ve sakali,yirtik cantasi ve pantolonunun bu durumla bir alakasi yok. bu adamlarla muhabbetim ilk degil zira. belli ki dünya turu yapiyordu. taniyorum artik bu tür insanlari..

hemen ardindan sagolsun kendisi aciklamaya koyuldu,sormama gerek kalmadan. bak dedi,etrafimizdaki insanlari isaret ederek... giydikleri pantolonlara,saclarina,ellerindeki telefona..baktim hepsine tek tek..karsimizda tam 4 kisi telefonuyla hasir nesirdi.. geri kalan kimseler de muzik dinliyordu.. ayni suratlara tekrar bakmami söyledi.. herhangi bi gülümseme görüp görmedigimi sordu..kesin ve net bir hayir dedim.. zaten en sevdigim sorulardir bunlar,pek aciklama yapmak zorunda kalmadigimdan.. hemen ardindan benim saskin ifadelerle donanmis suratima bakip,bir seylerin ters gittigini anladi ve ne yaptigimi sordu. bir yildir buralarda oldugumu,ailemle yasadigimi,buranin verdigi rahatliktan memnun oldugumu ama insanlarin donuklugunun beni de dondurdugunu,farkli yerleri görmek istedigimi söyledim ve hemen ne okumak istedigimi sordu... karsilastirmali edebiyat dedigimde herkes ikiletir bu lanet bölümü.. garip bi söylemi var ve garip geliyor coguna. ama o hic ikiletmedi.. bir yildir burda olmama ragmen iyi konustugumu söyledi ama tabii ki inanmadigimi belli ettim buna. teselli etmesi gerekmedigini de ekleyerek.. hayatimdan memnun olup olmadigimi sordu. yalniz bende yavas yavas bu adamin dünya turunda olmasiyla ilgili süpheler olustu. gayet süper almanca konusuyordu cünkü,iskillendim. mutuluk abidesi olmadigimi ama sikayetimin de olmadigini söyledigimde,kendimi gördüm karsimda. yasi rahat elliyi gecmis olan bu adamin gözleri benden daha fazla parliyordu. ya egitimini tamamlamis,ya da yarim birakmis,gezmelere adamisti kendini.. tam ben soracakken ne yaptigini,konusmaya basladi bile.. sol kulagima hala muzik vuruyordu,baktim cem adrian,nereye gidiyorsun diye inletiyor,bir cirpida kapattim,ikisi birden dinlemek zorlasmaya baslamisti cünkü;


-iki yildir almanya'dayim ve bana kalirsa burasi Avrupa'nin en temiz ülkesi..daha yeni basladim turlamaya,cünkü vaktimin tükendigini yeni farketmeye basladim. ne cok zengindim,ne de fakir..cok ufak seylerden mutlu olmasini bilirdim ama yalnizligi da severdim. senin gibiydim iste,orta.. ama sonra sikilmaya basladim bu ortalama hayattan. bir ailem de yok zaten. evlenmedim. polonya'nin bir ilcesinde memurdum. sabah kalktim ve ise gidercesine evden ciktim. önce polonya'yi gezmeyi bitirdim,ordan Litvanya'dan devam ettim iste. cok sik gelirdik Almanya'ya.annem hep buralarda okumami istemisti. üniversitede profesör olmami isterdi hep.nedenin sorma,o kisim uzun. ama eger benimle birlikte gelirsen uzun uzun anlatirim sebebini.

sasirmistim,o yüzden yine gecikmedim gülümsemekte.ama hemen sordum da,neden onunla gidecektim ki,bu renk bir pantolon giydim diye mi?
-hayir.yalnizca bir pantolon degil tabii ki. ama bana öyle geliyor ki,sen gezgin bir ruha sahipsin. cok paraya ihtiyacimiz yok. ben zaten daha Almanya'dayim. Almancan yeterli seviyeye gelmis bence. ömrünü adayacagin bölüm yetersiz görebilir seni,ama gezerken sinava ihtiyacin olmayacak biliyorsun dimi? hem yeteri kadar baskalari icin yasamissin. bundan sonrasini kendine ayirmak icin önüne gelen en iyi teklif bu.
öyle sasirmistim ki,kalbime yetisemiyordu simdi gülümsemelerim. o ifadeleri de biraktim zaten. her aninda dalga gecme yapisina sahip biri cok iyi anlar ciddi halleri. o sebeble,bu adamin ciddiyetinden adim kadar emindim. baktim varmama daha 5 durak var. hemen neden bu teklfi bana yaptigini sordum. bircok seyi yapmayacagimi imkanimin olmadigini söylemeye calistim dilim döndügünce. ne diyebildim,ne kadarini anlatabildim bilmiyorum.
-uyumlu birisin sen. kiyafetlerinden belli bu. su tüm zit renklerde bir uyum tutturmussun. her rengi sevdigin anlamina gelse de bu cesitlilik,degil. ayni zamanda secicisin belli ki. bunlar bana yeter. senin problemin kendinle degil,cevrenle. kendi kendini gayet iyi idare ediyorsun bence. ama seni anlamakta güclük cektikleri icin,aynilastiramadiklari icin hep "öteki"lestiriliyorsun. cok kisi tanidim ben. bu gezinti cok zorlu bir istir. tek basina yapilmasi tercih edilse de,ben bir ortagimin olmasini isterim. cok kisiyle gezdim,sonra hepsiyle ayrildi yollarim. kendileri ayirdi gerci. farketmez simdi bu. hadi gel gidelim. bi uyku tulumu buluruz sana da. ben zaten burda konakliyorum daha. ailene haber ver istersen ama bence gerek yok.. gidiyorum demen yeterli bana kalirsa. aileler cocuklarin kaderiyle cok rahat oynama yetkisine sahip. ama kaderin kimden geldigi belli. bunu sen daha iyi bilirsin bence. neyse, geliyorsun,dimi?
tüm bunlarin bir saka olmasini istedim. cidden bir film karesinde sandim kendimi. gercek olamazdi bu kadari. tamam bu türleriyle cok konusmustum ama,bu adam cok baskaydi. ne diyecegimi bilemedim. kalbim o kadar hizli atiyordu ki,beni kandirmasindan korktum. evet demekten korktum. cevap o kadar belliydi ki,dillendirmekten de korktum. hayir diyecektim,hayir diyince susmasindan korktum. cünkü bir ömür konussa dinleyebilirdim. düsüncesi bile böyle yüreklendirirken beni...duraga yaklasmistim,inmek icin izin istedim..gectim..hicbir sey demedim. diyemedim. ama tamam demek istedim. ama tamam diyince gitmekten,gidince pisman olmaktan korktum. annemden korktum,babamdan.. onlari unutmaya yüz tutmaktan korktum. böyle bir hayatim ve anlayisim yoktu ki benim.. hayallerimde kurdugum sey ne kadar büyük bir seymis gercekte,bunu farkettim. gelemem dedim,yapamam. cok isterim..ama basaramam...
-sadece hayalini kurup,adini duydugunda heycanlanacaksin. bu teklifime tamam dedigin icin degil,ama yillar sonra hatirlayinca gelmedigin icin pisman olacaksin. umarim olmazsin. umarim ömrünü adiyacagin egitimin buna deger. ve bir de adamin olacaktir tabii. umarim emeklerine deger..
bir durak kacirmistim. hayatimda bi yurt müdürü suratima iftiralarini yapistirmaya ugrasirken dizilmisti tüm laflar bogazima,bir de simdi. otobüsten indim. gitmek istemek ve kalmak...hayatini adayacagin seylerin buna degmesi veya ziyan olmasi... ne cok sey hatirlattin sen bana be adam. imkani yok gidemeyecegim,biliyorum. gitsem bile dönecek bir evim,bekleyen birilerim olacak,bundan eminim.
bu adam bana en cok da,otobüste tanistigim biriyle uzun vadeli planlar yapacak kadar cilgin olmadigimi gösterdi. bunu görmeye ihtiyacin mi vardi dersen,belki. hep film karelerinde izledigim seyin gercekligini yeni yeni hazmediyorum. oysa otobüsten iner inmez "nerden giydim seni lanet pantolon,hay kafana!" diye söylendigimi hatirliyorum.

10 Ekim 2009

Kadinin fendinin erkegi yendigini apacik gösteren toprak parcasi

matriarchalisch diye bir kelime okudu bu gözler bir soruda.yabanci dilden üniversiteye hazirlananlar bilir,els diye bir dergi vardir..soru cözerken ögrenir,ögrendikce kültürlenirsiniz. iste bu els dergisi bazi kelimeleri kafaniza kaka kaka ezberletir ki bunlardan bir tanesi de matriachal olup dilimzde anaerkil tercümesiyle layikini bulmustur. bizim simdiki alamanci soruda da diyor ki,neymis bilimadamlari anaerkil bir toplumun olusmasindan yana süphe duyuyorlarmis. derecesi imkansiza yakin bir yerdeymis falan. Fakat güzel ülke endonezya'nin Minangkabau adli kabilesi,bu isi gayet de iyi yürütüyor,herkes bir refaaah efendime söyliyim bir huzur icinde yasayip gidiyormus. diyerekten ben soruyla alakami kesmis bulunup bu mutluluk abidesi kabilenin izini sürmeye basladim. gönül isterdi ki dün tanismis oldugum adamin pesine takilayim,yollari arsinlarken buralarin izini ayaklarimla süreyim ama,ne gezer..evliya-i google'a basvurduk tabii ki..

acikcasi benim pek de düsündügüm gibi cikmadi cünkü yine erkekler ense yapmaktaymis okudugum kadariyla. bu nasil is dedim,devam ettim. ve sunlari buldum efendim;

"Yaklasik nufuslari 5 milyonu bulan Minangkabaularda miras anadan kiza geciyor, ailenin en yasli kadini diger kadinlari da yonetiyor. Erkekler kadinlarin sozlerini dinliyor. Evlendikleri zaman erkekler kadinevine tasiniyor ve kayinvalide ile birlikte yasiyorlar. Kadinla erkek evlenip cocuklari oldugunda bu kez annenin erkek kardesi devreye giriyor: cocukla ilgili tum kararlar dayi tarafindan aliniyor. Hangi okula gidecek, kiminle arkadaslik edecek, kiminle evlenebilir gibi kararlar dayinin. Kadinlarin duruma bu kadar hakim gozuktugu ortamda halen kadinlar cok calisiyor, erkekler yatiyor. Nasil mi? Minangkabaularda kadinlar icin bosanmak en kotu sosyal davranislardan biri. Bir daha evlenmesi neredeyse imkansiz ve koyde dislaniyor. Erkek “basimi alir giderim, ona gore” dediginde akan sular duruyor"

su satirlari okuyunca az bucuk hevesim kacmadi dersem,cok büyük bir gaflete düserim. erkeklerin ensesi yine kalin. ama simdi yazacaklarim bence bu yatmaktan genisleyen ensede bayagi bi saplar..söyle ki; baslik parasi dedigimiz olay burda da mevcut lakin,kadin erkege para ödüyor. ancaakk.. evlendikten sonra,kurusuna kadar bu parayi ödemek zorunda erkek kisisi. yani öyle "basimi alip giderim,ona göre" demek biraz yürek istiyor cünkü sirtindakilerden baska pek bir sey kalmiyor erkege..tabii ki yemiyor efenim..

afrika belgesellerini ayila bayila izleyen biri olarak kabile dedigimiz sistemin isleyisinden az bucuk haberdarim. tabii simdi bu güzel halka da kabile denilince,insan saniyor ki böyle cadirlarda ananaslarin icinde,bambudan evlerde yasamlarini sürdüyorlar. degil efendim ;

suradan da göreceginiz gibi gayet seker serbet bildigin "ev"leri var. zaten bu belgesellerde falan nerde iti sapi kopuk kabileler var onlari gösteriyorlar. bi afrikali arkadasa,sizin oralarda bi yer varmis insalari köpekbaligina tapan hani,sadece iki tualet varmis biri kadinlara biri erkeklere.. nasil bir sey orasi yahu biraz anlatsana dedigimde gayet kiyak bi gülüsle,bu tür seyleri nerelerden buldugumu falan sordu,sok oldum. ülkesine belgesel yapmislar,hala nerden buluyorsun dedi diyeydi bunun sebebi. tabii ki paylastim bunu da kendisiyle. cevap tez geldi. efenim dedi,bu kadar da vahim degiliz biz. elbette var sefaletin oldugu yerler ama zengini de cok zengindir afrika'nin. sonra araya baska seyler girdi, biraz da Miriam Makeba'dan Pata Pata söyledik,sonrasinda cok meraklisiysam onunla evlenebilecegimi ve afrika'yi ziyarete gidebilecegimizi söyledi. isi hemen oraya baglama hizina yetisemedigimden,sarkinin asagu guggasak asiii pata pata kisminda sustum. düzgün bir dille onun daha iyilerine layik oldugunu anlattim,o da hic ikiletmedi zaten..

herkesin kendi seysi efenim, demek istiyorum. ataerkil mataerkil tamam cok iyi sayilmayiz ama dibimiz de o kadar kara degil sükür.

bir dahaki yazimizda da,insan yiyen kabilelerden bahsedicem ki,bunu da baska afrikali arkadas anlatmisti. esen kalin efenim. yapin bunu.

http://www.simdigezelim.com/2009/04/bukittingi-ve-kadinlarin-yonettigi.html


Free Blogger Templates by Isnaini Dot Com and BMW. Powered by Blogger